Birleşik Krallık’ta “Meclis-Monarşi Savaşı”

Lütfen Giriş YapVeyaHemen Kayıt OlarakGönderiyi Beğenebilirsiniz.
Havadis
queen-parliament-3

Birleşik Krallık’ta “Meclis-Monarşi Savaşı”.

Demokratik parlamenter sistemin, bugünkü durumuna gelmesinde, İngilizler’in bu modele olan yatkınlıklarının yanı sıra, ilginç tesadüflerin meydana gelmesi de etkili olmuştur. Çok uzun süredir 2 meclisli sistemle yönetilen Britanya Adasında meclisin etkisi dönem dönem önem kazanırken, bazı zamanlar da işlevsiz kalmıştır.  İngiltere 800 yıllık bu çok uzun süreç sistemin özümsenmesine ve yeni kuralların otaya çıkmasına sebep olmuştur.

 

1.Normanlar Ada’ya Çıkıyor.

5.yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu’ndan ayrılan Britanya Adasında 1066 tarihindeki Büyük Norman İstilasına (Hasting Savaşı) kadar merkezi bir otorite kurulamamıştır. İngiltere’nin tarihini, siyasi yapısını, kültürünü ve en önemlisi de dilini yani İngilizceyi büyük derinden etkileyen bu İskandinav kavmi (Vikinglerin Kuzenleri) adaya çıkmadan önce Ada’da; Anglo-Sakson Krallığı vardı. Anglo-Saksonlar örf ve adetlerine son derece bağlı kimselerdi. Bu zamanlarda İngiltere’de Kral, hukukun kaynağı olarak görülmezdi; hukukun örf ve adetlerden kaynaklandığı kabul edilirdi.

Normanlar, İngiltere’yi istila ettiklerinde Anglo-Sakson Krallığına son verdiler. Normanların Kralı William, Anglo-Saksonların örf ve adetlerine saygı gösterdi. Özellikle onların, Kralın, Witan ismi verilen bilge kişilere danışması gerektiği yolundaki örf ve adet kuralına uydu ve onların Witenagemot isimli meclisi dağıtmadı ve dahası bu Meclise kendisini Kral olarak ilân ettirdi. Bu meclis ileride 2 meclisli parlamenter sistemin ilk ayağı olacaktı. Bu meclise Magnum Concilium (Büyük Şura) ismi verildi. Bu meclis zamanla; feodal beylerin, asilzadelerin ve din adamlarının meydana getirdiği bir meclis halini aldı ve günümüzdeki Lordlar Kamarasının temelini oluşturdu. O dönemde bu meclise daha çok Norman soyluları katılıyordu. İşte bu tarihten sonra İngiltere’de halk İngiliz, hanedan ise farklı bir milletten, Normanlar’dan oldu. Normanlar’dan sonra Plantagenet Hanedan’lığı adada hükümdarlığı ele geçirdi.

 

2.Magna Carta Libertatum.

magna-charta-libertium

William’ın ölümünden sonra Büyük Şura’nın (Magnum Concilium) önemi arttı. Zira çocukları arasındaki taht kavgaları nedeniyle boranlar ve dolayısıyla Magnum Concilium önemli bir rol oynamaya başladı. İşte bu baronlarla anlaşmaya çalışığ tahta geçmek isteyen Yurtsuz John derebeylerine bazı tavizler vermek zorunda kalmıştır.

1199-1216 yıllarında İngiltere Krallığını Plantegent Hanedan’lığından Yurtsuz John (John Lackland) yönetti. Baronlar John’a karşı ayaklandılar. Sonuçta Yurtsuz John, baronlarla anlaşmayı kabul etti ve onların istedikleri Magna Carta Libertatum (Büyük Hürriyet Fermanı) isimli belgeyi 15 Haziran 1215 tarihinde imzaladı.

Magna Carta Libertatum’da birçok hüküm olmakla birlikte, 12. madde bunların önemlisidir. Bu maddeye göre, üç eski vergi dışında Kral, Meclisi’in(Büyük Şura) rızası olmaksızın vergi ve yardım toplayamayacaktır. Yani bu madde ile “vergiye rıza ilkesi ve “temsilsiz vergi olmaz’’ ilkesi kabul edilmiş oluyordu. Bunun da anlamı meclisin yeri geldiğinde kraldan daha önemli bir kurum halini alması demekti.
Hukuk ve demokratik parlamenter sistem tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Magna Carta’nın değeri hukuk devleti ilkelerini bünyesinde barındırmasından ve ilk demokratik hareketlerden olmasından kaynaklanmaktadır.

O zaman Ada’da konuşulan dil olan Saksonca bilmeyip yalnızca Fransızca konuşabilen Yurtsuz John, İngiltere Hükümdarları arasında yetkilerini sınırlandırdığı için bir yüz karası olarak anılır. Ve ondan sonra hiç bir Krala John ismi verilmemiştir.

3.Parlamento’nun Doğuşu.

britanya parlamentosunun doğuşu

Büyük Şura (Magnum Concilium) için “parlâmento (parliament)” sözü ilk defa 1230 yılında kullanılmaya başlanmıştır. O devir için “parlâmento kelimesi Magnum Concilium’un toplantı yapması, görüşme yapması anlamına gelmektedir.  3. Henry’nin yerine tahta çıkan Edward I (1272-1307) yukarıdaki usûle uydu ve 1273 yılında baronlar, kontlar ve ruhban sınıfı dışında şehirler ve kazalardan seçilen temsilcilerin de katıldığı bir meclis (Magnum Concilium) topladı.

Edward I, 1295 yılında daha geniş bir temsile dayanan bir parlâmentoyu toplantıya çağırdı. Kral Edward’ın meclisi büyütmesinde kendisine yapılan baskılara; ‘’Tüm tebayı ilgilendiren hususlarda herkesin karar vermesi gerekir’‘ diyerek cevap verdi. Bu parlâmento (Magnum Concilium) da, baronlar, kontlar ve ruhban sınıfının temsilcileri dışında, kontlukların ve şehirlerin temsilcileri ile küçük rahiplerin temsilcileri de vardı. Bu genişletilmiş Magnum Concilium’a “Model Parlâmento’’ ismi verilmiştir. Model Parlâmentoda 49 lord ve 292 temsilci vardı. İngiltere’de Parlâmentonun kesin kuruluşu olarak 1295 tarihli bu Model Parlâmentonun kuruluşu kabul edilebilir. Bu tarihten itibaren İngiltere’de günümüze kadar Parlâmento devamlı olarak varlığını sürdürmüştür.

İlginizi Çekebilir :  The Terror Dizisinin 10 Maddede Gerçek Hikayesi; "Keşif Gezisinden Yamyamlığa Uzanan Süreç"

4.Meclis Bölünüyor.

Edward I, bir yandan Fransa ile diğer yandan İskoçya ile devamlı savaş halinde bulunduğundan her zaman için paraya ihtiyaç duyuyordu. Parayı bulmak için ise vergi almak; vergi almak içinse Parlâmentoyu toplamak ve onun onayını alması gerekiyordu. Parlâmentonun toplantıya çağrılmasında amaç, vergi almayı sağlamak olduğu için, ruhban sınıfı kral – papa çatışmasından çekindikleri için, Parlâmentoya katılmak yerine kendilerine isabet eden vergiyi tespit ve tayin edip Krala ödemeyi kararlaştırdılar ve bu nedenle 1300’lerin başlarından itibaren Parlâmento toplantılarına katılmamaya başladılar.

Geriye kalan baronlar ve kontlar ise kendileri gibi asalet unvanlarına sahip olmayan şehir ve kasaba temsilcileriyle aynı salonda oturmak istemediler ve ayrı bir salonda toplanmaya başladılar. Böylece Parlamento, “üst meclis ve “alt meclis olarak ikiye ayrıldı. Bunlardan birincisi “Lordlar Kamarası (House of Lords)”, ikincisi ise “Âvam Kamarası (House of Commons)” haline geldi. “Lordlar Kamarası” ismi ilk defa 1544’te kullanıldı. Böylece başlangıçta tek meclisli İngiliz Parlâmentosu iki-meclisli bir parlâmento haline gelmiştir. Bundan sonraki asırlar Lordlar ve Avam Kamaları’nın, kral ile yetki mücadelelerine sahne olacaktır. 1381 yılında Tudor Ailesi tahta geldiğinde ise kendine yardımcı atamış ve meclis işlerini bu şekilde görmüştür. Bu Yardımcılar günümüzdeki Kabine sisteminin temelini oluşturmaktadır.

 

5.Speaker (Meclis Başkanı).

İngiliz parlamentosu Lordlar ve Avam kamaralarından oluşan iki görünümlü yapıyı kazandıktan sonra, Lordlar’ın başkanı görünümünde olan Kral, sadece soyluların bulunduğu Lordlar kamarasına katılıyordu. Bunun üzerine Avam Meclisi, kararlarını krala iletebilmek için kendi içinden bir sözcü(speaker) görevlendirmeye başlamıştır. Avam kamarası başkanına speaker denmesinin nedeni buradan gelir.

Magnum Concilium’a Kral başkanlık ettiğinden Lordlar Kamarasına da başkanlık etmeye devam etti. İlk Speaker 1377 yılında seçilmiştir. Speaker her yeni Avam Kamarası toplanınca seçilir ve Avam Kamarasının görüşmelerini yönetirdi. Böylece Speaker(Meclis Başkanı) Avam Kamarasının başkanı haline geldi.

 

6.Dilekçe Hakkı (Petition of Rights ).

Tudor Aileseinden sonra İngiliz tahtına Stuart Hanedanı’nın da I. Jack geçecektir. Kral Jack, İskoçya kralının soyundan geldiğinden, çok fazla iç çatışmanın yaşandığı bir döneme girilmiş olunacaktır. Stuartlar, parlamento ile en fazla mücadeleye giren hanedan oldukları için, bu dönemde pek çok kargaşa yaşandı. İşin İngiltere için olumlu yönü ise kargaşalar sonunda çok önemli siyasi belgelerin kabul edilmesidir.

1400’lere kadar, İngiltere’de Parlâmentonun kanun koyma yetkisi, yani yasama yetkisi yoktu. Parlâmento sadece vergi toplanmasına rıza gösterme yetkisine sahipti. Kanunları hala Kral tek başına çıkarıyordu. Avam Kamarasının ve Lordlar Kamarasının eskiden beri Krala “dilekçe (petition)” sunma hakları vardı. Hazırlanmasını istedikleri kanun veya kararname için Lordlar Kamarası veya Avam Kamarası üyeleri bir dilekçe ile Krala müracaat ederler, Kraldan o kanunu çıkarmalarını isterlerdi. Kral Meclislerden birisi tarafından kendisine gönderilen dilekçeyi, diğer Meclisin incelemesine sunar, ondan sonra gereği için karar verirdi. Meclisler dilekçeyle istedikleri kanunu çıkarmak için “vergiye rıza” silahını kullanırlardı. Kral onların istedikleri kanunu çıkarmazsa, onlar da Kralın istediği vergiye rıza göstermezler ve ancak kendi isteklerinin kabul edilmesi halinde vergi alınmasına rıza göstereceklerini bildirirlerdi. Sürekli olarak para ihtiyacında bulunan Kral eninde sonunda istenilen kanunu çıkarırdı.

1400’lerde istenilen kanun için Krala dilekçe sunma usulü değişik bir şekil aldı. Lordlar Kamarası veya Avam Kamarası Kraldan bir kanunun hazırlanmasını dilekçeyle istemek yerine, çıkmasını istedikleri “kanun tasarısı bizzat hazırlamaya ve bu tasarıyı bir dilekçe biçiminde Krala sunmaya başladılar. Kral bu şekilde kendisine gelen “kanun tasarısını diğer meclise sunardı. Bu kanun tasarısı diğer meclis tarafından reddedilirse, Kral da tasarıyı reddederdi. Ancak tasarı diğer meclis tarafından kabul edilirse, Kral tasarıyı onaylamak zorunda kalırdı. Böylece “Kralın onayından sonra, “kanun tasarısı (bill)”, “kanun (statute)”haline dönüşmüş olur ve yürürlüğe girerdi. İşte İngiltere’de Parlâmento bu şekilde yasama alanında kanun teklif etme hakkına Henry IV zamanında (1422) sahip olmuştur.

İlginizi Çekebilir :  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Ortaya Çıkışı

 

7.Krallar Değil Kurallar!

Kral Charles döneminde (1625-1649) Parlâmento, Krala ödenek vermeyi reddetti. Kral, Parlâmentoyu birkaç defa feshetti. Ama her defasında yeni seçilen Parlâmento Krala karşı gelmeye devam etti. Neticede Kral Charles, Parlâmento ile anlaşmak ve Parlâmentonun isteklerini kabul etmek zorunda kaldı ve 1628 yılında “Petition of Rights (Haklar Dilekçesi)”ı, imzaladı. Petition of Rights kimsenin Parlâmentonun kararı olmadıkça vergi ödemek zorunda olmadığı ilkesini bir kez daha ilân ediyordu.

Kral Charles, buna rağmen 1629’da Parlâmentoyu feshetti ve 11 sene toplantıya çağırmadı. Bu döneme “on bir tiranlık yılı denir. Ama yine para ihtiyacı nedeniyle Nisan 1640’ta Parlâmentoyu toplantıya çağırmak zorunda kaldı. Ancak bir ay sonra, Mayıs 1640’ta Parlâmentoyu tekrar feshetti. Bu döneme Kısa Parlemento denir. Ne var ki Charles I, İskoçya’da yenildi ve İskoçyalılar Kuzey İngiltere’yi işgale başladılar. Kral Parlâmentoyu Kasım 1640’ta toplantıya tekrar çağırdı. Bu şekilde toplantıya çağrılan Parlâmento, 13 yıl süreyle, 1653 yılına kadar dağılmadan çalışmalarına devam etti. Bu nedenle bu Parlâmentoya “Uzun Parlâmento’’ denir. Uzun Parlâmento bu durumdan istifade ederek Kralın iki bakanını astırttı. Kendi onayı olmaksızın konulan vergileri kaldırttı. Hazinenin ve ordunun idaresini eline aldı. Kral ve taraftarları buna razı olmak istemedi. Kral Parlâmento ileri gelenlerini hapsettirtmek istedi. Bunun üzerine iç savaş çıktı. İç savaş 1648 senesinde bitti. Kral Charles bu savaşta yenildi. Parlâmento önünde kurulan bir mahkemede yargılanarak idama mahkûm edildi ve 30 Ocak 1649’da idam edildi.

 

8.İngilizce Bilmeyen İngiltere Kralı Ve Başbakanlar!

1714 yılında Kraliçe Anne’den sonra Stuart Hanedanından tahta çıkacak kimse olmadığı için, ilk stuart hanedanı I. Jack’ın Almanya’ya gelin olup, Palotine Elektrisi olan kızı Elizabeth’in torunu George kral olarak İngiltere’ye tahta davet edilmiştir. I.George’un tahta çıkışıyla İngiltere’de Alman asıllı, Hannover hanedanı dönemi başlamıştır.
Hannover’den gelen yeni hanedanın İngilizce bilmemesi, demokratikleşme sürecinde hızla ilerleyen İngiltere için adeta bir lütuf oldu. Şöyle ki, kral İngilizce bilmediğinden kabine toplantılarını takipte güçlük çekiyordu. Bu durum sıkıntı yaratınca, kral kabine toplantılarına başkanlık yapmaktan vazgeçmiş, yerini kabine içinde sözünü dinletebilen bir üyeye bırakmıştır. Bunun neticesinde kralın siyasi gücü azalmaya başlamış, kabineye başkanlık eden kişinin siyasi gücü artmaya başlamıştır.

Netice olarak kabineye başkanlık eden kişi başbakan olarak günümüze kadar gelmiş olup, bu görevi tam anlamıyla ilk kez yerine getiren kişi ise 1720 yılında “Robert Walpole” olmuştur. Bunları fırsat bilen meclis bir kez daha haklarını Kral’a karşı kabul ettiren Bill of Rights sözleşmesini imzalatmıştır. Ayrıca 1689’dan itibaren Parlâmento, verdiği izinleri sadece bir yıllığına vermeye başlamış ve vergi toplanmasına izin vermeden önce de, yapılması düşünülen harcamaların ayrıntılı bir dökümünü istemiştir. Bu şekilde, meclislerin en önemli görevi olan “bütçe” uygulaması doğmuş oldu.

 

9.Sonuç: Sembolik Monarşi.

İngiltere’de Kralların hem diğer hanedanlarla hem parlamentoyla hem de başka kavimlerle savaşırken güç kaybetmesi parlamentonun yani halkın ülke yönetiminde etkinliğini arttırmıştır. İngiliz Parlâmentosu, vergiye rıza gösterme yetkisi sayesinde kanun çıkarma yetkisini ele geçirmiştir. Yani halk ve halkın temsilcileri krallardan kanun koyma yetkisini almadan önce, vergi koyma yetkisini koparmışlardır.

Tarihsel olarak halk ve halkın temsilcileri, önce kanun yapımına katılmayı değil, kendi rızaları olmaksızın vergi konulmamasını istemişlerdir. Yani halk, krallar karşısında kendisini öncelikle malî olarak korumaya çalışmıştır. Bunun neticesinde de kralı parayla tehdit edebilmişlerdir. Tarihten günümüze paranın siyasetteki önemi hiç değişmemiştir. Bu çaba ve diğer kavimlerinin de Ada’daki mücadelsiyle ortaya çıkan tesadüfler, parlâmentoların İngiltere’de doğumuna ve yayılmasına yol açmıştır.

Sayfamızı lütfen takip ediniz 🙂

www.facebook.com/groups/libriyocom/

Reactions

6
2
1
2
0
0
Bu Gönderi İçin Zaten Tepki Verdin

1 yorum “Birleşik Krallık’ta “Meclis-Monarşi Savaşı”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir