İstanbul’a Nostalji Gezi “Bir Seyyahın Gözünden Eski İstanbul İzlenimleri ve Hatıraları”

Lütfen Giriş YapVeyaHemen Kayıt OlarakGönderiyi Beğenebilirsiniz.
Havadis

1786 yılında İstanbul’a gelen Lady Elizabeth, dönemim şehir kültürü ve yaşayış tarzı hakkında bizleri aydınlatmaktadır.

1.Mektuplar İstanbul’un Geçmişine Işık Tutuyor.

1750 yılında doğan Lady Elizabeth Craven: birçok ülkeyi gezmiş, gezerken de günlük yaşamdan kareleri zihnine not etmiş bir gezgindi. Sadece zihnine not etmekle kalmamış gördüklerini mektuplarla eşi olan Prens Frederic’e aktarmıştı. Lady Elizabeth’in yazmış olduğu mektuplar sayesinde geçmiş İstanbul’una kısa bir seyir yapacağız.

 

2.Zorlu Bir Gemi Yolculuğu Başlıyor.

İlk kocasından ayrıldıktan sonra 1785 yılında uzun yolculuğa çıkmıştı. Lion, Marsilya, Ceneve, Piza, Floransa, Polonya, Venedik, Viyana, Varşova, Petersburg, Moskova üzerinden Kırıma, Kırım’dan ise İstanbul’a gelmişti. Mektuplarda, 1786 Nisan ayında gemi ile Kırım’dan ayrıldığı bilgisi ile başlayan Lady Elizabeth, iki gün sonra rüzgarın kesilmesi ile seferin yavaşladığını aktarmıştır.

İki gün gittikten sonra rüzgar kesildi. Üç gün üç gece deniz ortasında çalkalandık durduk. Sonunda yağmurla beraber tekrar esmeye başlayan şimal rüzgarı bizi harekete geçirdi ve nihayet İstanbul Büyükdere önüne demir attık.Ertesi gün,kayık ile karaya çıkarak M. Bukalow’un Beyoğlu’nda ki evine gittik.

 

3.Türkler Doğaya Saygı Duyan Bir Millet.

Gelir gelmez aktardığı ilk izlenimler.

Kayalıklar, yeşillikler, eski hisarlar, modern köşkler, minareler, vadilerde ulu çınarlar, bu canlı ve neşeli sahil boylarında kayıklar ve bir insan kalabalığı.Türkler tabiatın güzelliğine o kadar hürmet ediyorlar ki, evlerini yapacakları yerde bir ağaç bulunursa, o ağacı kesmiyorlar da evlerinin içinde ağaca bir yer ayırıyorlar. Ağaç dallarını, çatılarının en güzel süsü sayıyorlar. Sahil boyunca her körfezde birçok Türk gemisi görünüyor. Direkleri ağaçlara karışmış, göze çarpan latif (hoş) bir görünüş.

 

4.Teleskobu İle Çevreyi ve Sarayı Gözlemliyor.

Diğer notlarında Teleskobu ile evinin bulunduğu penceresinden, Halici, Adaları, sarayı ve Padişahı net bir şekilde gördüğünü ifade etmiştir. (Bu dönemde Padişah 1.Abdülhamit’tir.)

Bir gün Padişahı gümüş bir tahtın üzerine oturmuşken gördüm, yanındakiler de bahçenin tahta kanepelerine oturmuşlardı. Manzara muhteşemdi, bu bahçe kanepeleri hafif, yaldızlı ve zarif bir şekilde nakışlı idi. Burada güzel bir teleskobumuz var, bununla Osmanlı ihtişamını pek mükemmel seyrediyoruz. Sultanın sakalı siyah, yüzünü çok genç gösteriyor. Bununla beraber, bu kadar uzaktan, solgun yüzü ile olan tezadı da seçiliyor.”

5.İstanbul’un Dar Sokaklarında Ulaşım.

Beyoğlu ve İstanbul sokaklarının darlığından bahsederken İstanbul’da yaşayanların da atları çok sık kullandığını belirtmiştir.

Beyoğlu ve İstanbul sokakları gayet dardır, araba(at arabası) ile geçilmez. Her katta pencereler yolun üzerine doğru çıkar. O suretle ki, evin katları yükseldikçe evlerin üst katlarında oturanlar, yolun iki kenarındaki iki evden uzanıp birbirleriyle tutuşabilirler. Kayıktan çıkan bir adamın, dört görevli tarafından kontrol edilen bir ata birkaç saniyelik bir yol için bindiğini kendim gördüm.

 

6.Sokaklarda Erkekler de Var Kadınlarda.

Dönemin giyim tarzından da bahsederken, Kadınların bu kadar özgür ve güvenilir bulundukları bir memleket görmediğini yazmıştır.

İstanbul sokaklarında erkekler kadar kadınlar da var. Kadınlar, gırtlaklarından topuklarına kadar vücutlarını örten bir giysi giyiyorlar bunun adına da ferace diyorlar, renkleri koyu yeşil. Kadınların bu kadar hür ve emin bulundukları bir memleket görmedim. Harem kapısında yabancı bir çift kadın pabucu gören koca içeri girmez. Sokaklarda gezintiye çıkacağım zaman aynı kıyafeti giyeceğim çünkü yüzü açık kadın gördüklerinde ayıplarlarmış.

 

7.Tahtırevan İle Şehir Turu.

Sokağa çıktığı zaman kendine tahsis edilen Tahtırevana bindiğini aktarmıştır.(Tahtırevan, insanların omuzlarında taşınan, üstü örtülü,insan taşımaya yarayan tekerleği olmayan araçtır.)

Sokağa çıktığımda elçinin tahtırevanına biniyorum. Tahtırevan ile beraber altı Türk gidiyor, evvela iki Yeniçeri daima önde gitmekte ve yol açmaktadır. Fakat sokağa daima böyle merasim ile çok çıkacağımı sanmıyorum. Sahilde ise elçinin kayığını daima bana hazırlanmış buldum. Londra’nın kiralık arabaları gibi İstanbul’un da kayıkları var. Hepsi pek hoş bir şekilde yapılmış, oymalar, altın yaldızlar, nakışlar içinde, hafif ve güzel. Türk kayıkçılar mükemmel kürek çekiyorlar, çoğu genç ve güzel bu kayıkçıların. Bazı insanlar deniz kenarında oturuyor, gökyüzünde uçurtmaları yahut ta kayıklara binip dolaşan çocukları seyrederek sabahtan akşama kadar koca bir günü geçiriyorlar.

 

8.Cezayirli Hasan Paşanın Aslanı.

Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Amerika’yı vergiye bağlayan ilk kişidir. Denizcilik alanında da büyük başarıları vardır ve Ruslara karşı mücadeleler etmiştir.

Kaptan Paşanın hükümdar üzerinde büyük bir nüfuzu var. O İstanbul’dan çıktığı zaman Padişah kendisini tehlikede hissediyor. Cesur ve şiddetli bir adam. Bir yangında vazifelerini gayretle yapmadıkları için, ibret olmak üzere dört Yeniçeriyi ateşin içine attıran bu adam, yanında köpek yerine bir aslan gezdiriyor. Hatta bir gün aslanı divana bile götürür. Nazırlar(bakanlar) dehşet içinde kalırlar. Bir kısmı pencereden atlayıp kaçar.

 

9.Dönemin Sıkıntısı Yangınlar ve Kundaklamalar.

Kaptan Paşanın donanma ile beraber Mısıra gidişini seyretmek için Boğaza gitmiştim. Ertesi gece İstanbul’da müthiş bir yangın çıktı, galiba bu yangını Kaptan Paşanın taraftarları çıkartmış, maksatları da (gözdesinin İstanbul’da bulunduğu sırada) şahsının emniyet altında bulunmadığını Padişaha anlatmak imiş. Bu çeşit manevralar burada olağan şeylermiş. Sabahın üçüne kadar yangını seyrettim. Evler kibrit gibi yanıyorlardı, tahtaları o kadar kurumuştu. Yangın büyük bir karışıklığa sebep olmuştu. Deniz kenarında çıktığı halde, Yeniçeriler söndürmek için pek o kadar gayret göstermediler. Altmıştan fazla ev yandı.

 

İlginizi Çekebilir :  Futbol Sporunun Türkiye'de Başlangıcı Nasıl Oldu ?

10.İstanbul’da Ramazan Vakti.

Hollanda ve İngiltere elçilerinin Belgrad Ormanında birer evi var,bu ormanda bir göl var.Gölün ucunda Padişahın bir kasrı var. Bazı değişikliklerle oldukça güzel bir yer olacak.Türklerin oruç zamanı, Ramazan başladı. Geceleri, kahveler birçok küçücük fenerlerle donanıyor. Ramazanda, güneş battığı sırada, Boğazda bir kayık gezintisi pek latif bir şeydir. Tarabya, Büyükdere ve bütün diğer köylerde kayık sahile yaklaştıkça, evlerin içinde herkesin sofra başında toplandıkları görülür. Etrafı kızarmış balık kokuları, kızarmış et kokuları ve diğer Türk yemeklerinin kokuları kaplar.

::: Sitemize Ücretsiz Kayıt Olarak Yazılarınızı Paylaşabilirsiniz.

Reactions

7
1
0
0
0
0
Bu Gönderi İçin Zaten Tepki Verdin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir