Nuri Demirağ Kimdir? İlk Türk Uçağı ve Uçak Fabrikasının Hazin Hikayesi

Lütfen Giriş YapVeyaHemen Kayıt OlarakGönderiyi Beğenebilirsiniz.
Havadis
Nuri-Demirağ-ucak-fabrikası-hikayesi.jpg

Nuri Demirağ deyince aklımıza ilk Türk yolcu uçağını yapan ve büyük başarılara imza atan kişi gelmektedir. Yeni nesil ismini pek duymamış olabilir, bu olağan bir durumdur çünkü başarılarımız tarih kitaplarında pek bulunmamaktadır. Bu yazımızda Türkiye’nin Elon Musk’ı olabilecek Nuri Demirağ’ın hazin hikayesini ele alacağız. F 16’ların montajı Türkiye’de yapıldığı zaman milli gururumuz şahlanmıştı. Nuri Demirağ’ın hayalindeki projeler engellenmeden hayata geçirilebilseydi, kim bilir nasıl uçaklara nasıl bir teknolojiye sahip olurduk…

 

Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya ben talibim…

 

Montaj sanayii mantığına karşı çı­karak kendi teknolojimizle birlikte kendi sanayimizi de kurmamız gerektiğini söyleyerek hem ileri görüşlülük gösteren ve hem de devrin zenginlerinden ayrılan Nuri Demirağ şöyle konuşuyordu:

 

Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir…

 

Milli sanayi ve milli kalkınma konusundaki tavizsiz çabaları Nuri Demirağ’a pahalıya mal olacak ve bir süre sonra önü kesilecektir. Nuri Bey 1882 yılında Sivas’ın Divrik kazasında doğdu. Hayata atılışı ise Divrik Rüştiye Mektebi’ni bitirmesiyle başladı. Okuldaki başarısı nedeniyle muallim vekili olarak okulda alıkonuldu ve bir süre bu vazifeye devam etikten sonra, 1906 yılında Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak, bankanın Kangal kazasındaki şubesine tayin edildi. Uzun yıllar bu vazifeye devam eden Nuri Bey, maliye şubeleri müfettişi olarak İstanbul’a geldi.

Görevinden İstifa Ediyor.

O yıllarda Birinci Dünya Savaşı’nda hüsrana uğramamızın neticesiyle azınlıklarda bir şımarma başlamış; bu şımarma yer yer, özellikle Beyoğlu ve Galata taraflarında gruplaşmalara ve Türklere karşı çirkin sataşmalara kadar uzamıştı. Nuri Bey de hüsrana uğ­ramış bir devletin gariban bir memuru olarak, bu sataşmalardan nasibini almış, bir çok hakarete maruz kalmıştı. Böyle ağır hakaretleri içine sindiremeyen Nuri Bey;

 

“Milli haysiyet ve şerefi, üç buçuk Palikaryanın(Yunan) ayakları altında çiğnenen bir hükümete memurluk edemem” diyerek görevinden istifa etti.

 

Nuri Bey, bundan sonra ne yapacağını düşünürken bir gün Tahtakale’den geçtiği vakitte gözüne bir sigara kâ­ğıdı ilanı ilişmişti. Bu kısacık yazıdaki sarf ve imla hatası, onu fena sinirlendirmişti. Kendi kendine “Eğer şu atölye benim olsaydı, hem sigara kağıdının adında, hem de ilanında bir güzellik ve münasebet olurdu” demiş ve ilk adımı atmıştı.

Türk Zaferi Sigara Kağıdı

İlk Olarak Sigara Kağıdı Üretiyor.

Küçük bir dükkanda, “Türk Zaferi” isminde sigara kağı­dı üretmeye başlıyordu. Sigara kağıdı üretimine girmesinin ve mamüle bu ismi vermesinin sebebi de manidardır; o sıralarda sigara kağıdı üretimi azınlıkların elindedir ve ürettikleri sigara kağıtları­na Osmanlı’nın hayır müesseselerinin adı verilerek, Türkleri küçük düşürmek istemektedirler. Ve Türklerden kazandıkları paralan da mensup oldukları milletlerin örgütlerine göndererek, Türklere karşı silahlanmalarını sağlamaktadırlar.

Bu yüzden Demirağ, bunlara karşı bir hareket olarak, tüm cesaretiyle bu işe girer. İstanbul ve Anadolu, yerli malı kağı­dı kapışır. Bu sayede Nuri Bey’in kazancı günden güne artar. Nuri Bey, bu ilk büyük başarısından sonra, artık bununla yetinmek istemiyor, daha büyük işlere atılmak istiyordu. İthalat ve ihracat yapmaya başlamıştı.

Nuri Bey bir taraftan bu ticaretle meşgul olurken, diğer taraftan da Milli Mücadele’ye fiilen iştirak ediyor, İstanbul’da büyük bir faaliyet gösteren Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka mıntıkasını idare ediyordu. Gündüzleri kendi ticari işleriyle uğraşırken, geceleri de boş durmuyor, cemiyet mensupları ile toplantı yapıyor, cemiyete yeni alınanlara yeminler ettiriyordu.

 

Yurdu Demirağlarla Örüyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında demiryollarını millileştirme politikası gereği daha önce Reji Jeneral isminde bir Fransız şirketine ihale edilen Samsun-Sivas demiryolu hattının inşasının Türk müteahhitlerine verilmesi kararlaştırılmıştı. Nuri Bey, bunu duyunca hiç vakit kaybetmeyerek ihaleye girer ve ilk etapta yapılacak olan yedi kilometrelik kısmı 210 bin lira gibi düşük bir fiyatla alır. İhalenin geri kalan kısmını da, yapıp yapamayacağını denemek için yine Nuri Bey’e verirler. toplam 1250 kilometre demiryolu yapar.

İlginizi Çekebilir :  Köpeklerin 10 Madde ile İkinci Dünya Savaşı'nda Anti-tank Olarak Kullanılması!
Nuri Demirağ’ın Deldiği Dağlardan Biri

Tabii demiryolu derken bunu sadece rayların döşenmesi olarak düşünmemek gerekir, Bunun köprüsü, tüneli var. Engebeli arazide dağlar delinerek, çok büyük taş­lar kayalar kırılarak yapılan zor bir demiryoludur bu.

Yapılan demiryollarından geçen ilk tren

Demiryolu hatlarını yaparken, bir yandan da büyük inşaat işlerine atılarak, Bursa’da Sümerbank’ın merinos, Karabük’te demir ve çelik, İzmit’te selü­loz, Sivas’ta çimento fabrikalarıyla, İstanbul’da ki büyük hal binasını yapmıştı.

O sıralar soyadı kanunu çıkmıştı. Atatürk, Türkiye’nin birçok yerini demir ağlarla ören Nuri Bey’e “Demirağ” soyadının verilmesinin uygun olacağını söyleyince, o da dedelerinden gelen “Mühürdarzade” lakabı yerine Demirağ soyadını almıştı.

Cumhuriyetin İlk Uçak Fabrikası Kuruluyor.

1930’lu yıllara gelindiğinde dünyada ve Türkiye’de ekonomik sıkıntı had safhadaydı. Bu yüzden orduya uçak ve benzeri ihtiyaçlar ancak halkın bağışlarıyla alınabiliyordu.

 

O yıllarda ilginç bir kampanya düzenleniyor ve her ilden toplanan paralar ile bir uçak alınıyor ve alı­nan uçağın kuyruğuna da o ilin ismi yazı­lıyordu. Bunun yanında zengin iş adamları da tek başlarına uçak alarak devlete hibe ediyorlardı. O zaman da uçağın kuyruğuna o iş adamının ismi yazılıyordu.

 

Bağış toplayanlar en son Nuri Demirağ’a geliyorlar ve durumu izah ediyorlar. Nuri Bey de ‘Siz ne diyorsunuz? Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim diyor. Sonra da hazırlıklara başlıyor.

Yeşilköy’de Gök Okulunun Yapılışı

Nuri Bey, yanına aldığı mühendis ve teknisyenlerle seyahatlere çıkarak incelemelerde bulunmaya başladı. Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını gezdi. 17 Eylül 1936’da da fiilen teşebbüse geçti ve bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş’ta Hayrettin İskelesinde, bugün Deniz Müzesi olarak kullanılan, o zamana göre modern bir bina yaptırdı. Programa göre burası etüt atölyesi olacak, asıl büyük fabrika da memleketi olan Sivas Divriği’de kurulacaktı.

 

Bu arada Türk Hava Kurumu 10 tane eğitim uçağı ve 65 tane de planör siparişi vermişti. Nuri Demirağ ve ekibi, bir yandan bu siparişleri yapmak için tüm çabalarını sarfederken, bir yandan da yepyeni bir model geliştirmişlerdi.

Nuri Demirağ Nu.D.38

Nu.D.38 ismini taşıyacak olan altı kişilik, çift motorlu, gövdesi alüminyum kaplama bir yolcu uçağı idi. Türklerin kendi uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını endişelendirmişti. Ama yine de Türklerin iyi bir uçak sanayii kurabileceklerine inanamıyorlardı.

Nuri Demirağ’ın Beşiktaş’ta ki fabrikada yapılan ve hiç bir bozukluk göstermeden başarılı uçuşlarına devam eden uçakları, Türkiye’de olduğu kadar yurt dışında da büyük yankılar uyandırmıştı.

Nuri Demirağ Gök Okulu
Nuri Demirağ Gök Okulu

Pilot Yetiştirmek İçin Gök Okulu Kuruluyor.

Artık iş büyüyor; faaliyetinin sınırları genişliyordu. Atölyede yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç vardı. Bu yüzden Yeşilköy’de, şu anda Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan, Elmas Paşa Çiftliği’ni satın alarak, orada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde, 1000×1300 metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırdı.

 

Bu sahanın üzerine bir de, Nuri Demirağ Gök Okulu, uçak tamir atölyesi ve hangarlar yapıldı. Bu tesisleri yaptıran Nuri Demirağ, “Türk’ün yaptığı uçakları elbette Türkiye ’de yetişen pilotlar uçuracaktır” dü­şüncesiyle hareket ediyordu. Bu yüzden havacılık üzerine eğitim verecek 150 yataklı bir yurdu da bulunan ‘Gök Okulu’na, üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınıyor ve uçuş eğitiminin yanı sıra uçağın teknik yapı­sıyla ilgili eğitimler de verilerek pilot yetiştiriliyordu.

 

Yeşilköy’deki okuldan önce, doğduğu yer olan Divriği’nde de bir Gök Ortaokulu açan Nuri Demirağ, Türk gençlerine havacılığın zevkini aşılıyordu. Öğrencilerin yemek, içmek, yatmak, öğrenim gibi bütün masraflarını karşılıyordu. Başarılı olan öğrencileri yaz tatillerinde İstanbul’a getiriyor ve uçmaya özensinler diye onlara uçuş dersleri verdiriyordu. Bu yüzden içlerinden birçoğu pilot olmuştu. Hepsi ile ayrı ayrı ilgileniyor, her birine ayrıca ayda 150 lira aylık veriyordu. Gök Okulu öğretmenlerinin aylığı ise 350 liraydı.

İlginizi Çekebilir :  Galata Kulesi'nin Bilinmeyen Hikayesi ve Tarihi

Gök Okulu öğrencilerine, 6 şeyden sakınmalarını nasihat ediyordu: İşretten, kumardan, iffetsizlikten, eğrilikten, tembellikten, zulmetmekten…

O zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün oğulları Ömer İnönü ve Erdal İnönü de Nuri Demirağ’ın Yeşilköy’deki Gök Okulu’na kaydolmuş ama bir hafta kadar öğrenim gördükten sonra okulu bırakmışlardı. Gök Okulu, kurulduğundan kısa bir süre sonra her biri birer değerli pilot olan 9 kişiyi mezun etmişti. Bu pilotları ise daha sonra yüzlerce genç pilot izlemiş ve Nuri Demirağ Gök Okulu, tam anlamıyla bir pilot okulu niteliğini kazanmıştı.

Zaman zaman yapılan gösterilerde bu okulda yetişen öğrenciler, Türk uçaklarıyla havada çeşitli akrobasi hareketleri yapıyorlar, daha önceden belirtilen yerlere paraşütle erzak çuvalları atıyorlardı. Bu gösterileri binlerce İstanbullu izliyor ve 19-20 yaşlarındaki gençlerin başarısını çılgınca alkışlıyorlardı.

Nuri Demirağ’ın İşleri Birden Ters Gidiyor.

Nuri Demirağ ve Selahattin Alan birlikte kolları sıvayarak modern bir uçak fabrikası meydana getirmişlerdi. Bu uçak ve planörlerin planını çizen Selahattin Alan; ilk uçak yapıldığında yerinde duramamış, hemen deneme uçuşuna çıkmıştı. Deneme uçuşu Selahattin Alan tarafından başarı ile tamamlanmıştı. Ancak Türk Hava Kurumu ilgilileri, alı­ nacak uçakların ‘Tecrübe uçuşları­nın’ Eskişehir’de yapılmasını istemiş­ti.

 

İşte bu sırada, inşa tekniği kuvvetinin ve bilgisinin üstünlüğüne rağmen uçuş ve alan tecrübesi zayıf olan Baş Mühendis Selahattin Alan, Eskişehir’deki İnönü Kampı’nın açılışına uçağı ile bizzat kendisi katılmak istemişti. O zamanlar, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye alanın çevresine hendek kazarlardı. Bu durumu bilmeyen Baş Mühendis, hendekten daha önce iniş yapar ve hendeğe düşerek vefat eder. Bu olay Nuri Demirağ için bir dö­nüm noktası oldu. Zira Türk Hava Kurumu, ‘Şartlara uygun değil’ gerekçesiyle siparişlerini iptal etti. Her ne kadar Nuri Bey ‘Gelin beraber deneme uçuşu yapalım dese de, kurum kararından dönmez.

Nuri Demirağ Uçak Fabrikasında

Bunun üzerine Nuri Demirağ da kurumu mahkemeye verir. Ancak yıllar süren mahkemeler Türk Hava Kurumu lehine sonuçlanınca, fabrikayı kapatmak zorunda kalır. Türk Hava Kurumu ile olan davasını kaybeden Nuri Demirağ, başta devrin cumhurbaş­kanı olmak üzere bütün hükümet üyelerine sayısız mektuplar yazarak, bu yanlışlığın düzeltilmesini ister. Ama kapı­lar bir kez daha yüzüne kapanır, ne kadar zorlasa da fabrika açılmaz.

 

O dönemin devlet adamları ve bunlara karşı iyi görünmeye çalışan birtakım çevreler, Nuri Demirağ’a en bü­yük darbeleri vuranlardı. Nuri Bey’in tüm atılımları karşısında bu çevreler her zaman engel olmaya çalışmış­lardı. Bu engellemelere; uçak fabrikası­nın kapatılması, Nuri Demirağ’ın Boğaz için Ahırkapı – Salacak arasında kurulmasını planladığı asma köprüye, Boğaz’ın görüntüsünü bozar mazeretiyle karşı çıkılması, köy imar planlarının iş­leme konulmaması, İstanbul’da yaptırmayı planladığı büyük bir hastanenin engellenmesi ve daha birçok durum örnek gösterilebilir.

Ahırkapı-Salacak Asma Köprü Projesi

Uçakların siparişini iptal eden Türk Hava Kurumu, bunların yerine Fransız Henrio uçaklarını alır. Ancak bu uçaklar satın alındığı zaman serisinden kalkmış, hurdaya ayrılmışlardı. Zaten Türk Hava Kurumu da uçakları kısa bir süre kullandıktan sonra, kullanılmayacak halde bir kenara bırakmıştı.

Fabrika kapatıldıktan sonra, Nuri Demirağ kendisine yapılan bu haksızlıktan dolayı, haklı davasını savunabilmek için, bu ortamın değişmesi lazım diyerek politikaya atılmaya karar verir.

Mücadelesine politikacı olarak devam edecektir. Bu sebeple 1945 yılının temmuz ayında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’ni kurar. Verdiği davetlerde kuzu çevirip ikram ettiği için, politik çevreler ve basın tarafından alaya alınıyor, kurduğu partiye kuzu partisi deniyordu.

Demirağ, Milli Kalkınma Partisiyle seçimlerde yeteri kadar başarı gösteremez ve Sivas’tan bağımsız milletvekilliğine seçilir. Ancak Nuri Demirağ açık sözlü ve doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen bir kişi olduğu için, esasen politikayı pek yapamamaktadır.

Bir dönem milletvekilliği yapan Nuri Bey, 1957 yılında şeker hastalığı sebebiyle vefat etmiştir.

 

Reactions

3
0
0
3
0
0
Bu Gönderi İçin Zaten Tepki Verdin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir